Nuray ALPER: Çağı Aydınlatan Şiir

Nuray ALPER

ÇAĞI AYDINLATAN ŞİİR

Prof. Dr. Sadık Tural’ın şiiri yerleştirdiği “vahiy-cinnet arası” konum göz önünde bulundurulduğunda şairlerin, toplumun manevî değerlerini ve kültürel dinamiklerini oluşturan dervişler olduğunu söylemek hatalı durmaz. Şair, kalbinde taşıdığı devasa ışık ve hudutsuz paylaşma kabiliyetiyle sadece içinde bulunduğu asrın değil, çağların simasını aydınlatır. Mevlâ’nın şaire sunduğu enerji, bir kelimenin bölüşülmesinden mürekkep değildir ki o, sürurunu, hüznünü, umudunu ve dahi ölümünü halk ile paylaşıyor olma ayrıcalığına henüz kalemi eline almış olmadan sahiptir. Şairin kalemle buluşmasını sağlayan ve “derdimiz var!” sırrını izhar etmesine olanak tanıyan da bu farklılık ve farklılığın meydana getirdiği farkındalık hâlidir.

Nurullah Genç, Mevla’nın Türk İslam Medeniyetine sunduğu en büyük lütuflardan… Yazdığı deneme yazıları ve şiirlerden konferanslarına, vakur duruşundan üzerinde taşıdığı latif iklime, toplum belleğinde bıraktığı olumlu etkiden, kişilerin ezberine sinmesine kadar her şey de onun, kendisine “nimet” olarak verilen kalemi, Hakka ve halka hizmet olarak kullandığının habercisi… Böyle olunca, yani şair, bir toplumun sanatına ömrünü, sevdasını, bedenini, huzurunu, rahatını, mazi ve atisini vakfedince bildiriyor Rahman. Gönül, olanca samimiyeti görüyor saf ve mübarek şiiri… Samimi olana samimi yanıyla mukabele ediyor. Şükrediyor bildiği için…

Gittikçe kirlenen dünyada onu, hâlen saflığı ve iyiliği bütün detaylarıyla üzerinde taşımasından bildik. Onu bir yağmur kadar mümbit, onu bir güneş kadar aydınlık, onu bir toprak kadar ketum, onu bir gök kadar kucaklayıcı şiirlerinden… Hani, herkesin bir diyârında, bir kentinde, bir odasında kendini bulduğu ama illaki sığınak telakki ettiği şiirlerinden… O, Rüveyda’sı ile adımlarken kalbimizin “serbest” vahalarını, banklar üzerinde bırakır “Siyah Gözlerine Beni de Götür” diyen yakarışını… O, münzevi dünyasının mahrem kapılarını açarken kelimelere, içimizin sokaklarını “hüzzam yangınları”yla yıkar. O, “uzaktan uzaktan” seyrederken “ayın güle serenadı”nı, “intizara” taşır ırmaklarımızı… Çocukluğumuza, kendimizi henüz keşfedemediğimiz hâlde, Nurullah Genç hakikatini-titreyen kalbinden- tanıdığımız zamanlara…
Bu topraklarda, Nurullah Genç demek, şiirin hâlen nefes alıyor olması demek. Onun lirik mücadelesi, müşfik sancısı, kuşatıcı merhameti ve eserlerine yansıttığı devasa hassasiyeti, sanatın insan ruhundan insan bedenine sirayet eden en güzel numunelerinden… Bu topraklarda Nurullah Genç’in varlığı, çocukların ve gençlerin kalbine iliştirilecek “gayret” kelimesinin canıyla, kanıyla ve cümle ispatıyla hayatta olması demek… Nurullah Genç demek, hüzün ve letafetin insan bedeninde görülebiliyor olması demek…
Hatay, ismine yakışan bir vefa ile mukabele etmiş şiire… Bir şairin yaşayan hatırasıyla şehrin ruhunu yan yana getirme gayretine girmiş…

Vaktin şahitliğinde, şehadet ettik kağıda, kaleme, geceye… Zamanın tükenmekte olan yanına bereket lütfeden ve günümüzün yüzünü güldüren incecik güzelliklere…

Kaynak: ALPER Nuray, “Çağı Aydınlatan Şiir”, (Ed. Hüseyin UZEL), Konuştuğumuz Dile Serenat 5 – “Vahamıza Yağmur Çağıran Şair / Nurullah Genç”, Türmatsan, 2018, s.21-22.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir