Talat ÜLKER: Nurullah Genç’in Şiirlerinde Göz İmgesi

Öğr. Gör. Talat ÜLKER

NURULLAH GENÇ’İN ŞİİRLERİNDE GÖZ İMGESİ

Estetikçiler ve kuramcılar çağlar boyunca, edebî eser veren sanatçılarda bulunması gereken temel niteliklerin, zihinsel güç, duyarlılık, hayal ve zevk olduğuna inanmışlardır. Sanatçının yapacağı birinci işlem söyleyeceği ya da yazacağı şeyleri arayıp bulmaktır. Buna, edebiyatta buluş (icat) denilmektedir. Buluş sanatkârın konuya yaklaşmadaki özgünlüğüdür. Sanatkâr, zekâsı ile gönlünün genişliği ölçüsünde kendisinden önce hiç kimsenin söyleyemediğini, bulamadığını ortaya koyar.

Sanatçının yapacağı ikinci işlem bulduklarını bir düzene sokmaktır. Bu, düzenlemedir, sınıflandırmaktır, sıraya koymaktır.

Sanatçının yapacağı üçüncü işlem düzenlenmiş olan bu malzemeyi ifade etmek, yani uygun bir üslupla anlatmaktır. Üslup; duygu, düşünce, eylem ve hayallerin kişisel anlatım biçimidir. Üslubu kuran öğeleri dokuz başlıkta toplamak mümkündür: cümle kuruluşu, kelime seçimi, kelime zenginliği, içtenlik, özgünlük, güzellik anlayışı (Estetik), dünya görüşü, hayal ve sezgi derinliği, duygu coşkunluğu, bilgi, kültür ve zevk düzeyi.

Dil aracılığıyla yeni bir dünya kurabilmenin önemli araçlarından biri olan imge, dış dünyaya ait duyuş, sezgi ve izlenimlerin zihinde bir canlandırma ve tasavvur olarak yeniden kurgulanmasıdır. Bu açıdan bakılınca şiir, imgelerle düşünme sanatıdır. Kelimelere yüklenen çağrışımlar ve sözlük dışı anlamlar sanatçıya dilin doğal düzenini aşma, dile söz olma vasfını kazandırma imkânı sağlar.

Şair dış olguları “hayal süzgecinden geçirip dil imbiğinden damıtarak” şiiri kurar. İmge, öteye taşımak anlamına gelir. Öte”ye taşınan, anlamla birlikte metni okuyan veya dinleyendir. Öte ise, gerçekliğin yeniden üretilmesi şeklinde tanımlanabilir.

Göz sözcüğü, bütün dillerde ve edebiyatlarda şiir imgesi olarak sıklıkla kullanılmıştır. Geleneğimizde görme organı ve bilhassa kadın güzelliğinin en önemli detayı olmanın dışında “kalp gözü” ya da “gönül gözü” kavramlarıyla metafizik bir derinlik kazanan bu sözcük “aşkın” olanın kavrama çabasında olanlar için bir kapı, bir pencere işlevi görür. Göz kapısı metafizik âleme açılır, onunla Tanrı varlığını kavramak üzere yolculuklara çıkılır. Mevlana’dan Yunus Emre’ye, Fuzuli’den, Şeyh Gâlib’e; klasik şiirimizin bütün şairleri göz mazmununu önemsemiş, onu anlatımlarının mihengine yerleştirmişlerdir.

Göz sözcüğü, Divan edebiyatında somut anlamının yanı sıra birbirinden çok farklı ve yoğun imgeler dizgesi olarak kullanılır. Şair her zaman “çeşm-i giryân”dır. Çünkü sevgilinin gözünün en bariz vasfı vefasızlığı ve acımasızlığıdır. Bu bağlamda göz, “cadı, sâhir, sehhâr, büyücü, mest, bed-mest, mest-i harâb, bimâr, pür-humâr, kassâb, kan dökücü, katil, cellâd, zâlim, sayyâd, dinsiz, haramî, yol kesici, yağmacı, kavgacı, ayyâr, hîlebâz, fitne, fitneci, âfet, bekçi, nergis, badem, âhu, ok, baht, dükkân, müşteri” gibi vasıflarla imgeleştirilir.

Göz imgesi halk edebiyatının da en önemli sözcüklerinden birini oluşturur. Karacaoğlan’ın, Dadaloğlu’nun, Gevheri’nin, Emrah’ın Zihni’nin, Veysel’in ve geleneğin bütün şairlerinin şiirlerinde bu imge sıklıkla kullanılmıştır.

Cumhuriyet sonrası şiirinde çeşm ya da dide sözcükleri yerlerini tamamen “göz”e bırakırlar. Yahya Kemal gibi geleneğin saf şiir algısını sürdüren şairlerin dizelerinde yaşayan çeşm ve dide kelimeleri gittikçe kullanımdan düşerler. Ama bir kural değişmez şair her zaman “iki gözü iki çeşme” olarak kurar metinlerini. Asaf Halet Çelebi’nin geleneğin klişesini aşan ifadelerinde olduğu gibi:

“vurma kazmayı
ferhaaad
he”nin iki gözü iki çeşme
âaah”

Garipçiler, hiçbir şeyin şiir dışı kalmaması gerektiğini savunmuşlar, bu düşüncelerini gerçekleştirmek için de işe, eski şiirin yüksekten konuşan edasına karşılık alelâde bir konuşmayı ve “küçük, alelâde olayları ve insanları” şiire sokmakla başlamışlardır. Hiçbir şeyin şiir dışı kalmamasını sağlamak amacıyla şiire sokulan bu yenilikler, yavaş yavaş yayılıp birçok şair ve okur tarafından tutulunca, Orhan Veli ve arkadaşları şiir adına tehlikenin farkına vardılar. Şairaneliği kovma adına edebî sanatlara, imgeye ve duyguya boş vererek sokaktaki insanı hayatıyla ve diliyle şiire sokan Garipçiler, daha önceki yenilik arayışlarında da görülen kendine yer açma amaçlı aşırılıklarını giderek törpülemişler, kamuoyunun ve sanat dünyasının ilgisini yeterince çektikten sonra, zamanla ilkelerinde yumuşamaya gitmişlerdir.

İkinci Yeniciler, şiirin en önemli öğelerinden biri olarak imgeyi görmüşler ve Garipçilerin şiirden kovduğu imgeye kapılarını sonuna kadar açmışlardır. Şiirlerinin en belirgin özelliklerinden biri olan kapalı anlatım ve soyutlamayı, büyük oranda imgenin yardımıyla gerçekleştirmişlerdir. Garipçilerin ve Toplumcu Gerçekçiler’in tersine, şiirin bir şey anlatmak için yazılmadığını savunmuşlar ve şiiri bir görüntü (imge) sanatı olarak kabul etmişlerdir.

Günümüz şiirinde İkinci Yeni hareketinin şiir sanatının ana omurgası haline getirdiği imgeli anlatım genel olarak benimsenmiştir. Hamasi, öykülemeci ve sosyal gerçekçi şiirlerde imge kullanımı seyrelse de saf şiir vadisinde şairin söz bayrağı imgedir. Günümüz şairleri arasında “Yağmur” adlı na’tiyle ünlenen Nurullah Genç de şiir dilini imgelerle kurar. Şaire ün kazandıran “Yağmur” adlı şiirde “Peygamber” çölleşen yüreklere ve rahmet bekleyen âlemlere inen coşkun bir yağmur imgesiyle anlatılmıştır. Şiirin en büyük başarısı “rahmet” mazmunuyla gelenekte anılan peygamberin daha özgün bir sözcükle ve yepyeni bir dille anlatılmasıdır.

Genç’in şiiri daha çok özgün telmihlerle belirginleşen bir söz yolculuğu olarak yorumlanır. Buna rağmen Genç’in dizelerinde “deniz, gemi, dalgalar, güneş, mavi, kırmızı, mağara, bulut, sahil, çöl, kuyu, çocuk, rüzgâr, kuş” gibi sözcüklerin etrafında oluşturulan geniş bir imge dünyası da gözlemlenir. Göz kelimesi de Nurullah Genç’in şiirinde hem kadın güzelliğinin en belirgin yanı olarak hem de deruni ve aşkın yolculukların kapısı olarak yerini alır.

Bir yangına benzetilen sevda, mendillerle silinen gözyaşlarını kurutur şairin gözlerinde. Çöl, susuzluk ve kuruyan gözyaşları okurun belleğine bir resim olarak yerleşir:
Masmavi bir denizin ortasında ve kırgın
İçiyorum çöllerin bütün susuzluğunu
Damla damla kuruttu bu sevda ve bu yangın
Mendillerin gözümde arayıp bulduğunu 2

Gözün gözyaşıyla birlikte anılması geleneğin çok kullandığı bir anlatım olmasına rağmen Genç’in şiirinde bu anlatım bile özgün söyleyişlere dönüştürülür:
Güneş gibi, ufkumda doğup da yanan gözler
Ruhumun yağmurunu içip de kanan gözler 3

Zamandan ve yaşanılan halden şikâyetçi olan şair için her tarafta kıpkızıl bir yangın tasavvur edilmesi kaçınılmazdır. Gözün cellât olarak görüldüğü klasik şiiri hatırlatan kullanımlarda bile “gözlerden alınan kefen” söyleyişi sözü özgünleştirir:
Cellât, vur boynumu, tükensin sızı
Kelimeler yanık, renkler kırmızı
Sessiz bir fırtına sarsıyor beni
Gözlerinden aldım ben bu kefeni 4

Gök ve deniz kelimeleri Genç’in şiirinde maddeden kaçan ve sonsuzluğu arayan ruhun yolculuklarının mekânı olarak yer alır. Sevgilinin gözleri ya denizde dalgalarla boğuşan bir gemidir, ya gökte uçan kuştur:
Çöllerde gökkuşağı menekşeler açardı
Gözlerin gökyüzünde yorulmadan uçardı 5

Nurullah Genç’in şiirinde dünyanın dalgalı ve çalkantılı bir gemiye benzetilmesi oldukça yaygın bir temadır. Bu temada şair dalgalarla boğuşan vücut gemisinin yaralı ve yorgun tayfasıdır. Özlenen sahile varamayışın yarattığı düş kırıklıkları şairin gözlerini “buzdağı”na dönüştürür.
Sıyırıyorum denizin örtülerini
Bir gemi dalgaların ıssız avuçlarında
Veremli bir tayfayım, martıyım bir başıma
Kanatlarım bir dünya savaşında kırıldı
Balıklara özenip suyu sevdim ne çare
Gözlerim bir buzdağı denizin ortasında
Bakışları âvâre bir sakadır yüreğim 6

Şair, çoğu zaman anlama gayretiyle etrafını meraklı gözlerle süzen bir çocuk gibi hisseder kendisini. Aynalar ve çiçekler görme ve anlama tutkusunun en derin ve en renkli odakları olurlar şairin muhayyilesinde. Varlığın sahibine ait gölgelerin birer kuş gibi salındığı yaratılmışlar âleminde gölge kuşlarının gözlerinde sular köpürür. Şairin ödevi varlık aynasına yansıyan gölgelerin sesini duymaktır:
Aynalara ve çiçeklere
Dokundukça anlıyorum: mevsim kederli
Gözlerinde suların köpürdüğü
Gölge kuşlarının kanatlarından
Ses geliyor; duyuyor musun anne 7

Yalnızlığın zindanlarında bir başına çırpınan şairin tek tesellisi sevgilinin gözleridir. Göz, imge olarak karanlıktan aydınlığa çıkaran ışıktan bir kapı olur. Şairin yalnızlıktan kurtulması, sevgilinin varlığına dokunabilmesi gözlerden süzülen yüreğinin bir yıldız gibi sevgilinin dünyasına akmasıdır. Bu öyle bir akıştır ki şair kalbini sevgilinin gözlerinin rengine boyar:
Saklama gözlerini
Acıların büyüyen zindanlarında
Ülfeti gözlerinden özümleyen kalbimin
Mavi bir yıldız gibi
Dünyana usulca sokulduğunu göreceksin
Ufuklara dokunan güneşli saçlarınla
Saklama gözlerini
Rengini gözlerinden alıyor kalbim 8

Nurullah Genç’in şiirinde betimleyici anlatım önemli bir yer tutar. Arka planında genellikle deniz ve gök olan resimler çizer kelimelerle. Şairin gözleri bazen bir gemi, bazen bir yıldız bazen de kıvılcımların döne döne bir girdap oluşturdukları dergâhtır:
Bunalıyor, ağlamak istiyorum. Nafile
Gözlerim kıvılcımlar dergâhı, yaşsızdır ey 9

Şair, Anadolu’nun taşrasında bir köyden almıştır şiirinin ilk sözcüklerini. Bu yüzden efkârlı türküler söyler. Halden memnun değildir. Yaşanılan yetmez ruhunun derinliklerinin dolmasına. İçindeki yangın dışındaki dünyaya yansır. Dalları erkenden dökülen, çiçekleri vakitsiz solan bir dünyada neşeli olmaya imkân yoktur. Bu yüzden hep bulutlar gezinir gözlerinde:
Dokunduğum yaprak düşer dalından
Baktığım her çiçek sararıp solar
Kar yağar içimin semalarından
Neşeli gözlerim bulutla dolar 10

Zaman ötesi yolculuklar Nurullah Genç’in şiir teması içinde en belirgin olgu olarak dikkat çeker. Bu yolculuklarda gözleri kâh dalgalarda boğuşan bir gemidir kâh gökte süzülen bir kuştur. Kanatları buz tutan bir kuşun zorluklar içeren uçuşuna benzer şairin yolculuğu. Gerçeğin bu katı ve karşı konuşması güç ağırlığına rağmen düş atlarına binip zamanın ötesine geçmektir şairin uğraşı:
Gözlerim, buzlanan kanatlarıyla
Yorgun umutların peşinde her an
Düşlerim, şahlanan kır atlarıyla
Birer birer kopuyorlar zamandan 11

Genç’in şiiri, milli romantik duyuşları olan, geleneği sahiplenen, geleceği kurgularken içinde bulunulan hali yargılayan tezler taşır. Bu tezler nutuk atan ya da vaiz eden edalarla girmez şiire. İçinde “bin çehreli bir ülke” saklayan gözler şahit olur maziden atiye uzayan yolculuklara.
Yüreğim malihulya kanatlı bir turnadır
Göklerinde rengârenk bulutları gezinen
Bin çehreli bir ülke saklıdır gözlerinde
İthaftır çığlıklarım geceyi saran güne
Bir çınar gibi büyür elimde unutulmak
Ruhum dokunmak üzre eskiyen umutların
İpiyle tarihime vurduğum kördüğüme 12

İçinde yaşanılan zamanın olumsuzluklarına ve kendi iç yolculuğunun telaşıyla çırpınan ruhun ürperişlerine bir de sevgilinin talepleri eklenir. Neler istemez ki sevgili… Şair içinin elmas hazinelerini döker avuçlarına sevgilinin, kalbini yakuttan bir kolye yapıp iliştirir gerdanına, gözlerini zümrüt küpelere dönüştürüp takar kulaklarına. Ve gönlünde pencereleri ve kapıları gümüşten saraylar kurar gönlüyle. Ortaya bir tablo çıkar. Kafdağı’na kurulmuş ışıktan bir saray, gözdeki yakut rengine boyanmış bir gök, gerdanına şairin kan kızılı yüreğini kolye olarak takmış bir güzel ve bu güzel şairin içinin kabukları kırılarak önüne dökülmüş elmaslarla oyalanmaktadır. Kelimelerle çizilen bu resmin ütopik çağrışımlarıdır sözü şiir yapan:
İstiyorsan, dökeyim avuçlarına
İçimin elmasını
Kalbim yakut bir kolye gibi
Gerdanını süslesin
Gözlerimden zümrüt küpeler yapıp
Kulaklarına takayım
İpekli yollarıyla
Gümüş penceresi, kapılarıyla
İstiyorsan saraylar kondurayım gönlümden 13

Genç’in şiirlerinde göze çarpan önemli bir özellik de oluşturduğu alışılmamış bağdaştırmalardır. Bilindiği üzere alışılmamış bağdaştırma eşyalar âleminde bir araya gelmesi muhal olan unsurların şair muhayyilesiyle birleştirilmesidir. Genç’in şiirinde göğün, denizin, çölün ve yalnızlığın bağdaştırma yoluyla gözleri betimlenir:
Penceremden gözleri sızıyor yalnızlığın
Işıldayan o çehre uzaktan sanki melal
Eski bir meddücezir süslerken duvarları
Rüzgâr sessiz yol sarhoş çöl mahkûmu yolcu lâl 14

İçinde kavgaları olmayan insanın, kemale yolculuğu düşünülemez. İç dünyamızdaki zıtlıklar bir çatışma alanına çevirirler varlığımızı. Gönül akılla, ruh nefisle çatışır. Geceler boyu masalların anlatıldığı bir köy çocukluğunun hafızasını taşıyan şairin, masal iklimlerine telmihlerle yürüyen şiirinde “kan bürünmüş” göz imgesi çıkar karşımıza sık sık:
Ateş söndürüyor yaralarımı
Su yakıyor
Darağaçlarında hüznüm
Bir kayıp masaldır ardında senin
İçimizde kanlı gözler bakıyor 15

Aşkım İsyandır Benim adlı eserde yer alan Ötelere Yiğitler şiirinde, çizilen mağlubiyet, kaçış ve yenilgi tablosu içinde ağlamayı unutan gözler “Kırmızı bir kuyudur”. Sevgisiz ve istikametsiz arayışlarla insanlığın içine sürüklendiği bu hal ve bu çağ bir matem manzarasıdır şairin yüreğinde. Ağlamayı unutan, merhamet duygusundan uzaklara düşen insanlığın gözleri “kaynağı kurumuş göze”ye benzetilir bu matem tablosunun içinde:
Dalgalar nerede; bu bir zelzele
Kaynağı kurudu gözlerimizin
Ölüler yeniden yoldu saçını
Yüzünde çıbanlar şimdi denizin
Saçlarına keder bağlıyor kuşlar 16

Genç’in en çok bilinen şiirlerinden biri olan Siyah Gözlerine Beni De Götür adlı metinde göz yolculukların menzili olur. Özgürlüğe giden tutsaklar söyleyişindeki tezatla süslenen bu yolculukta siyah gözler içinden geçilip de güne ulaşılan bir gece hüviyetine bürünür:
Özgürlüğe giden tutsaklar gibi
Siyah gözlerine beni de götür 17

Siyah Gözlerine Beni De Götür adlı eserde yer alan O’nun Gözleri adlı şiir Yağmur adlı çok tanınmış na’tin öncüsü gibidir. “Gözlerinin ufkundan / Her Yüzyılın başında bir güneş doğar” dizeleriyle başlayan Onun Gözleri adlı III. bölüm her asrı yenilemek için gönderilen seçilmişleri güneşe benzeterek kurar imgesini.
Gözlerine bakmasam doğar mı güneş 18

Nurullah Genç’in şiirinde en belirgin öğe telmihlerdir. Mitolojilere, masallara ve kutsal kitaplarda anlatılan öykülere yapılan telmihler şiiri kuran ana omurgayı oluştururlar. “Kuşların Dili” algısıyla şark edebiyatlarında birçok hikâyeye konu olan anlatım kuşlarla süslenmiş bir imgede “gözlerin dili” olarak çıkar karşımıza:
Bütün gamlı hüdhüdler Belkıs’la döner sana
Gözlerinin dilini ancak Süleyman bilir 19

Göz ve ışık birbirini tamamlayan iki unsur olarak yer alır Genç’in şiirlerinde. Gözler ya mavidir deniz gibi ya da simsiyah bir geceyi andırırlar. Işıklı gözler ya denizi yararak tayfalara yol gösterir ya da karanlıktan aydınlığa çıkarır:
İncitme, gözlerinde biriken ışıkları
Benden kaçan her umut künhüne pervanedir 20

Kelimelerle resim çizerken en çok göz, deniz ve çöl imgelerini kullanır Nurullah Genç. Oluşturulan betimleme sisler ardında görülen bir hayalin yansımasıdır. Alışılmamış bağdaştırmalarla bir araya getirilen kavramlar okuyucunun belleğinde özgün manzaralara dönüşüverir. Bir kadına benzetilen güneş sürme çekmeyi unutmuştur gözlerine.
Güneş sürme çekmeyi unutur gözlerine 21

Varlık âleminin sırlarını çözmek için çıkılan bir yolculuktur şiir. Varlık âlemi bazen bir çöl, bazen de bir deniz olarak tahayyül edilir. Göz derinliğiyle, kanlı yaşlarıyla denize benzer bu tahayyülde. Ve sevgilinin ufukları kuşatan gözlerinden yıldızlar kayar. Kayan her yıldız bir gemicinin hüznüne denk gelir:
Bu esrar senin midir, yoksa gemilerin mi
Hemen her gün bir yıldız kayıyor gözlerinden
Gözlerin kan ağlayan deniz kadar derin mi
Yoksa habersiz misin ruhumun kederinden 22

Şair için aşk, çoğu zaman vakitsizdir. Geç kalınmışlıklar içinde bulunan sevgilinin kirpikleri bir tutsağı saran demirlikler gibidir. Gamzeler, klasik şiirde olduğu gibi yaralayıcı ve öldürücü silahlar gibidir. Ve sevgili her zaman yüksekten bakar aşığına. Gözlerindeki naz ve umursamazlık onu alır götürür Kafdağı’nın zirvesine. Ötesi bir masal atmosferidir. Kafdağı’nın zirvesinden üzerine dikilmiş gözlerin hapsinde kalmaktan ibaret olur şiir:
Hafif dalgın görünsem, indirir kirpiğini
Gamzeleri usulca dökülür üzerime
Ben mi anlamıyorum onun ne dediğini
O mu hep Kafdağı’ndan bakıyor gözlerime 23

Karanlık ve yangın tezadında gözleri yanan bir hayalin görüntüsü şairin bahçesindeki menekşelerin yapraklarını tutuşturur. Aşkı bir yangına ve ateşe benzeten geleneksel algının farklı bir söylemle yeniden kurgulanması göz imgesine özgün bir derinlik kazandırır:
Karanlık çökünce gözleri yanan
Hayal, kuşatıyor sokaklarımı
Yine bir bahçede, bir menekşenin
Tutuşturmak üzre yapraklarını 24

Muhafazakâr bir dünya görüşünün içinde şiir iklimini kuran şairlerin şiirlerinde sevgili bedeni olmayan bir masal perisi gibi resmedilir hep. Bu durum muhafazakâr şairin tensel tutkuları küçümseyen yanıyla birlikte bir kaçışı da barındırır içinde. Hele ömrün sonbaharında gelip de vakitsiz tutkularla gönül dengesine musallat olmuşsa aşk şairin tek seçeneği masallara kaçmaktır. Bu kaçış sevgiliye söylenememiş sözlerin sükûtunu büyütür dize dize:
Gözlerinde gizemli kartallar gizlenir
Mahzun olur kitabın sayfasında huriler
Yollarını beklerken ay bakışlı periler
Gittin de, intihara gömüldü çehreleri
Kaybolan yüzlerini bul bile diyemedim
Sana son baharımda kal bile diyemedim 25

Her kirpiğinde bir dervişin ahı asılı olan bir sevgili tahayyülünde tarih ve mistik düşünce birbirine karışırken saçlarının tellerinde yıldızların can verdiği bir sevgilinin yenik düştüğü ferman sorgulanır. Bu sorguda gene iki mekân çıkar karşımıza gök ve sahra. Bulutları gözlerinde taşıyan bir nazenin güzelin daveti olup da çıkar şiir:
Saçlarına can veren yıldızlar nerde gülüm
Hangi ferman dokundu bakışlarına senin
Belki sahrada değil, şimdi gökler gülüm
Taşıyor bulutları gözlerinde nazenin 26

“Elif” imgesiyle temsil edilen mutlak varlığın tecellilerini aramaya koyulan şair “Leyla” imgesine peygamber hırkası giydirerek onlardan ayrı kalmayı isyankârlık sayacak bir düşünce atmosferine taşır okurunu. Güneş gecenin gözlerinde kaybolur, dökülüşler denizde.
Gecenin gözlerinde güneşi görmez hayal
Denize varan nehir arar mı dökülmeyi
Ey bahar, gel beni al, bendeki efkârı al
Hangi ipek bilir ki bir sultana gülmeyi 27

Renklere anlamlar yüklemek şiir dilinin vazgeçilmezlerindendir. Her şair renklere geleneğe bağlı kalarak ya da yeni bir kurgu oluşturarak anlamlar yükler. Nurullah Genç renklere anlamlar yüklerken geleneğin kabullerinin üzerine özgün açılımlar yükler. Mavi sonsuzluğun ve yolculuğun rengidir. Bu yüzden onun şiirinde göz rengi daha çok mavidir. Siyah gözün kullanıldığı dizelerde ayrılıktan yakınışlar görülürken mavi gök imgesi ötelere yolculuğu çağrıştırır:
Sarı hangi umudun saçlarında mutludur
Hangi göz açık mavi bir denizdir içimde
Siyah, suyu arayan kölenizdir içimde
Gökler neden sizinle bakarken bulutludur 28

Göz imgesi çoğu kez hayal kelimesinin çağrışım alanında kullanılır Genç’in şiirlerinde. Hayalin halesinde buğulanan gözler damlaları denize dönüştürür. Olmazları olduran bir yolculuk başlar. Duvaklarından kan damlayan sevgililerin ardınca sürer yolculuk:
Hangi hayale dalsam bu dünyada seninle
Her damla bir denize dönüşür gözlerinle 29

Geleneksel şiirde olduğu gibi Genç’in şiirlerinde de sevgili çoğu zaman bir çift gözden ibarettir. Bakışlar mumyaları kabirden çıkarır. Yusuf İle Züleyha’yı anlatan kıssaya telmihleri içeren Tanyerine Mihengini Bıraktım adlı şiirde tecelliyi anlamak sevgilinin gözlerinden aşığa bağışlanan kimliği tanımlamaya dönüşür:
Kendimi anlatmaya gözlerinden başlarım 30

Yalanın gölgesini çoğaltan yanılgıları fark eden irfan, içine değil de dışına yolculuklarla oyalanan bireyin aldanışlarının fotoğrafını çeker. Bireyin ya da toplumun hayat algısını anlamlandıran ana maya aşktır. O eksikse her şey eksik, o tamsa her şey tamdır. Soyut ya da somut, gerçek ya da düş, beşer ya da ilahi ayrımı yapılmaksızın sevgili yoksa susuzdur, uykusuzdur ve eksiktir insan:
Sensiz deniz bulaştı gözlerime; silmedim
Gözlerinde biriken yaşları kıskandı su
Başka şeyler istedi toprağından bahçıvan
Rüzgâr hep yanılgıyı taşıdı yurdunuza
Doğduğunu duyunca kaçtı göğün uykusu 31

Çile ile olgunlaşan derviş edası, Nurullah Genç’in şiirlerindeki aşkı olgusunu hem beşeri hem ilahi içerikle yorumlamayı mümkün kılar. Şairin arayıştadır, aradığının ne olduğunu tam olarak bilmesi de gerekmez. Önemli olan arayışın kendisidir. Yeter ki peşine düşülecek bir olguya ya da olaya odaklansın şairin gözleri:
Ne çok düştüm ardına yabancı gölgelerin
Yıldızlar viran oldu ansızın, ay karardı
Kaç defa tutuşturdum bir mumu gözlerimde
Gözlerimde baharın sararan yüzü vardı 32

Bilinmeyeni ve görünmeyeni aramak üzere yollara düşen şiirin en esrarlı kavramları ses ve gözdür. Geceye, denizlere, çöllere ve aynalara yansıyan görüntüler tecellinin unsurlarıdır. Tecellinin unsurlarını tek tek algılamaya başlayan göz büyür ve içine ayın düştüğü koca bir kuyu, göl ya da deniz olur.
Aynalar gizlese de senden gördüklerini
Rengi şimdi sapsarı yapayalnız kuşların
İçime ay düşüyor gözlerinden her gece
Suskunluğum arıyor soylu kirpiklerini
Sanki bütün burçları yıkılmış menzillerin
Kelepçesi oluyor ellerimin, ellerin 33

Gözleri yaşlı fenerler ve kuşların kanadında batan gemiler birlikte özgün bir tablo oluştururlar. Gecenin karanlığında gemilere yol gösteren bir deniz fenerinin üstünde mecalsiz bir ışık ve etrafında çığlık çığlığa dönen kuşlar, bu kuşların çığlıklarıyla çalkalanan coşkun dalgalarıyla deniz ve köpüklerin altında kalmış kayalar. Muhayyilemize hediye edilen bu resmin arkasında eşya mahşerinin arkasındaki anlamlar dünyasına nüfuz etmeye çalışan bir ruhun çırpınışları mı var:
Sahil zanneder ki, kabaran deniz
Batan gemilerin gözünden akar
Kuşlar çığlık çığlık, balıklar sessiz
Dalgalardan ölü kaptanlar bakar 34

İç içe oluşlar, varlığın anlam halkasını oluşturan aşamalar insan aklının ancak sezginin güzcüyle vakıf olabileceği ayrıntılardır. Ceylan yavrusu sahradadır ama sahra da onun gözlerinin içindedir. Göz gerçekliğin aynasıdır:
Gözlerinde büyük sahra taşıyan
Bir ceylan yavrusuyum; hıçkırıktır bir yanım 35

Gözler, şairin zamanda yolculuklarının başlangıcıdır. Geride bıraktığımız her kişinin adından daha çok gözleridir aklımızda kalan. Bu yüzdendir ki bir minyatür gibi bin bir olguyu bir araya getirerek boyutsuz bir resme dönüştüren gözlerden hatıraların ülkesine geçilir. Oldukça sıkıntılı bir yolculuktur bu.
Minyatür bir gökyüzüdür gözlerin
Kanatır şairlerin anılarını 36

Göz, bulut ve deniz; Genç’in şiirlerinde sık sık bir araya gelirler. Bulutlar gözlerinin denizinden mi gelir37 Gözler deniz gibi dipsizlik ve sonsuzluk izlenimi taşır yüreklere. Aşkın ve arayışın sancısını çeken her yüreğin gözleri dalgın ve derindir. Buğulu gözlerdeki gam ve tasa denizin ufuklarındaki bulutları andırır. Bulutlar yağmurun gözdeki buğu gözyaşının habercisidir.
Yer altı sularını, nehirleri, gölleri
Çıkarabilecekler mi gözlerinden, gözlerin
Sonsuzluğa dönüştürürken denizleri 38

Göz, insanın iç dünyasının aynasıdır. Vücut dilinin bütün unsurları susturulabilir ama gözleri susturmak imkânsızdır. Kırgınlıklar, küskünlükler, öfkeler; neşeler, coşkular, mutluluklar yansır gözlerden. Mavi buzlar sarkan göz, umutsuzluğun ve ayrılığın resmi olarak gözükmektedir.
Mavi buzlar sarkıyor gözlerinden
Nasıl da donduruyor içimi; üşüyorum 39

Sevgiliyi ve sevgilinin güzellik unsurlarını anlatmak şairin en müşkül uğraşlarından biridir. Sevgilide görülenin söze sığdırılması çok da kolay değildir. Anlatımdaki bu güçlüğü aşmanın yolu sözcüklerin arkasına çağrışım anlamlar yığmayı gerekli kılar. Sevgilinin saçlarından ayışığı dökülmesi, gözlerinde martıların çığlık çığlığa uçuşması bu türden anlatımları örneklemektedir:
Seni denizle yan yana gördüm
Saçlarından ayışığı dökülüyordu
Gözlerinde martılar uçuyordu o akşam
Dalgalar gülüyordu 40

“Binlerce an sığıyor şimdi bir âna bile / Şehrin gözleri çiğdem; benim gözlerim lale”41 gibi çok sayıdaki dizede şair söz öbeklerini kurarken özgün imgeler yaratır. Gerçek âlemde bir araya gelmesi imkânsız gibi gözüken kavramların şiir dilinde birbirine bağlanması “alışılmamış bağdaştırma” dediğimiz özgün imgeleri oluşturur. Şair “şehrin gözleri / Güneşin gözleri” gibi söz öbekleriyle kurguladığı alışılmamış bağdaştırmalara özgün çağrışımlar ve benzetmeler de ekleyerek kurmaktadır şiirin dilini.
Hayal niçin kaçıyor güneşin gözlerinden
Belki de bir doğuşun başlangıcıdır zaman 40

Öteye geçmek, öteyi anlamak, “aşkın” olanı kavramak sanatın gayeleri arasında sayılabilir. Anlamak ve anlamlandırmak sanatkârın en belirgin uğraşlarındandır. Bu bağlamda gözler bir başka âleme, bir başka yurda açılan kapı gibi görülür.
Bilinmez, saçlarına yağmur düşer nereden
O derin gözlerinden hangi yurda geçilir
Esrarengiz kapılar bazen bir pencereden
Bazen bir güvercinin tüylerinden açılır 42

Aşkın “olmazlara” ve “zamansızlıklara” tutsak çıkmazlarını yaşayan bir yüreğin içinde bulunduğu ruh ürpertilerini söze dökmesinin en geçerli yöntemi sözcüklerin ardına canlandırma ve betimlemeler saklayarak sözü ötelemektir. Sevgilinin gözleri kendi dalgalarına düşman bir denize benzetilir bu yüzden. Bir okyanusun derinliğini taşıyan gözlerde oluşan fırtınalar mutluluğun gemilerini batırır.
Kendi dalgalarına
Düşman bir deniz mi gözlerin
Bu yüzden mi fırtınalar
Mutluluğun yorgun gemilerini
Batırıyor kanlı kirpiklerimde 43

İnsan ömrünü mevsimlere benzeterek anlatmak şiirimizde çok yaygın bir olgudur. Gençlik bahara, orta yaş yaza, yaşlılık sonbahara, ölüm kışa benzetilir. Genç’in son şiirlerinde bu benzetmeleri hatırlatan ifadelere rastlamak mümkündür. Ancak bu anlatımda tekrarlar gözlenmez. Özgün ve yeni söyleyişler dikkati çeker. Kirpiklere kar yağması her ne kadar saçlara kar yağması benzetmesini hatırlatsa da buzlara saplanan gözler bu imgesel anlatımı özgün kılacak derinlikler sağlamaktadır.
Gözlerim buzlara saplandı yine
Demek ki kar yağdı kirpiklerime
Şimdi bir ıssızda, yar başındayım
Ölümü sevmenin telaşındayım 45

Bir münacat olduğu anlaşılan “Korkunun Günlüğü” adlı şiirde Tanrı ve onun varlık âlemini tanımlayan olgular “görünmeyen” kelimesiyle resmedilir. Bir pencereye benzetilen gözler gönle aittirler. Ruh tecelli aynasına dönüşünce “kalbi tanrı adıyla dolmuş” yolculara yoldaş olunur.
Ah görünmeyen
Gözlerim penceredir dağlar ardında, kırık
Ruh sana yakınlığın aynası olduğunda
Kalbi adınla dolu yolcular peydahlanır
Takatim yok görmeye seni, ah görünmeyen 46

Şair, görülmeyeni gören, duyulmayanı duyan insandır. Bir fotoğraf makinesiyle ressam arasındaki fark gibidir bu. Fotoğraf makinesi sadece olanı görür oysa ressam görünenin ardını ve kendi yüreğinin yorumlarını da ekler tuvaline. Yıldızların gözlerinden ırmaklar aktığını görmek de böyle bir işlemdir.
Bir yıldıza baktığınızda, gözlerinden
Matemli bir ırmağın aktığını
Görebilir misiniz
Nice hıçkırıklar büyütmüştür
Gece mavisine boyanan kirpikleri 47

“Gözlerinden kervanı yürüyor yalnızlığın”48 gibi daha nice dizede şair, sevgilinin gözlerini yaşadığımız somut gerçeklik âleminin ötesine açılan bir pencere, bir kap gibi görür. İçinden yalnızlığın kervanı geçen gözler, karanlığın kalbine tutuşturulmuş yıldızlar gibi ışıktan bir yol olurlar:
Çiçek koparıldığında dalından
Ağlar bir yaprakta yağmur damlası
Gecenin bir kenarında yıldızlar
Karanlığın kalbindedir gözleri 49
Bireysel ya da toplumsal anlamda yitirdiğimiz her değer, hayatımızın dışında kalmış her insan bir kuş gibidir. Göçüp gitmiştir ömrümüzün ufuklarından. Ama biz hep bekleriz bu kuşların bir gün geri gelmesini. Yaptığımız zaman aşırı yolculuklar da bunun içindir aslında. Hep gelecek bir haberi bekler kulağımız ve ufuktan gelecek yolcuları bekler gözlerimiz.
Ne oluyor; kuşlar dönüyor mu ülkeme
Getirecekler bana beyazın haberini
Kırmızıyı kimlerden sorarım; hangi bulut
Birkaç damla yağmurla tutunur gözlerime 50

İmge, şiir için vazgeçilemez bir anlatım ve dil olgusudur. Ancak İkinci Yeni şiirinin başlangıcında şuursuz sayıklama şeklinde arka arkaya sıralanan imajlar, anlamsızlığı şiir haline getirme çabası olarak kaldı belleklerde. Şiirin en ücra köşelerine kadar yayılan imgeler, alışılmış anlamları değiştirmiş ama anlamsızlığı şiire dönüştürmüştür. Bu, bir yönüyle imge şiirde anlam zenginliğinden daha çok anlamsızlığa yol açarak sözü çıkmaza götürür. Nurullah Genç’in şiirinde imge dünyası anlatımı kapalı ve ötelenmiş hale getirse de anlamsızlığa mahkûm etmez.

Nurullah Genç’in yoğun telmihlerle yürüyen şiirinde, imgeler doğal bir akış içerisinde sözü yormadan kullanılır. Genç’in şiirindeki bu anlatım, hayali ve aşkın değerler dünyasına yolculuklarla özgün bir dile dönüşür. Gelenekten beslenen ama tekrara düşmeyen, fikir dokusuyla derinleşen ama nutuk atmayan, dini ve tasavvufi çağrışımları hissettiren ama vaaz etmeyen, somut gerçekliği yok saymadan soyut olgulara yönelen şiiriyle Nurullah Genç, Türk şiirinde özgün bir yere sahiptir.

Dipnotlar:
2 Özlem, Çiçekler Üşümesin, Mahrem ve Münzevi, s.13, İstanbul, 2011.
3 Gözler, Çiçekler Üşümesin, Mahrem ve Münzevi, s.15, İstanbul, 2011.
4 Sızı, Çiçekler Üşümesin, Mahrem ve Münzevi, s.26, İstanbul, 2011.
5 Nuyegeva III, Nuyegeva, Mahrem ve Münzevi, s.49, İstanbul, 2011.
6 Suyun yeniden Yorumlanışı (O Gölge), Nuyegeva, Mahrem ve Münzevi, s.53, İstanbul, 2011.
7 Vakitsiz Şimşek, Nuyegeva, Mahrem ve Münzevi, s.63, İstanbul, 2011.
8 Bir Ceylan Yüreğinden, Nuyegeva, Mahrem ve Münzevi, s.71, İstanbul, 2011.
9 Arzuhal (İtiraf Gazeli), Yankı ve Hüzün, Mahrem ve Münzevi, s.79, İstanbul, 2011.
10 Efkârlı Bir Türkü, Yankı ve Hüzün, Mahrem ve Münzevi, s.93, İstanbul, 2011.
11 Kavuşma, Yankı ve Hüzün, Mahrem ve Münzevi, s.111, İstanbul, 2011.
12 Mahkûm Olur Karanlık, Aşkım İsyandır Benim, Mahrem ve Münzevi, s.125, İstanbul, 2011.
13 Ne Dünya Ne Gözlerin, Aşkım İsyandır Benim, Mahrem ve Münzevi, s.125, İstanbul, 2011.
14 Kelepçe, Aşkım İsyandır Benim, Mahrem ve Münzevi, s.139, İstanbul, 2011.
15 Bir Kayıp Masal, Aşkım İsyandır Benim, Mahrem ve Münzevi, s.142, İstanbul, 2011.
16 Elveda Çiçekler, Aşkım İsyandır Benim, Mahrem ve Münzevi, s.147, İstanbul, 2011.
17 2. Şarkı, Siyah Gözlerine Beni de Götür, Mahrem ve Münzevi, s.166, İstanbul, 2011.
18 Senin Gözlerin III, Siyah Gözlerine Beni de Götür, Mahrem ve Münzevi, s.187, İstanbul, 2011.
19 O’nun Gözleri VI, Siyah Gözlerine Beni de Götür, Mahrem ve Münzevi, s.190, İstanbul, 2011.
20 Güvercin ve Muamma, Yanılgı Saatleri, Mahrem ve Münzevi, s.227, İstanbul, 2011.
21 Yeni Bir, Denizin Son Martıları, Mahrem ve Münzevi, s.245, İstanbul, 2011.
22 Habersiz, Denizin Son Martıları, Mahrem ve Münzevi, s.262, İstanbul, 2011.
23 Alıngan Bir kanarya, Denizin Son Martıları, Mahrem ve Münzevi, s.267, İstanbul, 2011.
24 Dinleyemediğim, Aşk Ölümcül Bir Hülyadır, Mahrem ve Münzevi, s.298, İstanbul, 2011.
25 Sana Son Baharımda Kal Bile Diyemedim, Aşk Ölümcül Bir Hülyadır, Mahrem ve Münzevi, s.342, İstanbul, 2011.
26 Adın Senin, Aşk Ölümcül Bir Hülyadır, Mahrem ve Münzevi, s.353, İstanbul, 2011.
27 Elif, Aşk Ölümcül Bir Hülyadır, Mahrem ve Münzevi, s.355, İstanbul, 2011.
28 Sarı, Siyah ve Mavi, Aşk Ölümcül Bir Hülyadır, Mahrem ve Münzevi, s.359, İstanbul, 2011.
29 Güneşle Mahzun Olur Ayla Ağlarım Her Gün, Aşk Ölümcül Bir Hülyadır, Mahrem ve Münzevi, s.373, İstanbul, 2011.
30 Tanyerine Mihengini Bıraktım, Müpteladır Gemiler Benim Denizlerime, Mahrem ve Münzevi, s.399, İstanbul, 2011.
31 Nehirdi Aşka Hallaç, Müpteladır Gemiler Benim Denizlerime, Mahrem ve Münzevi, s.410, İstanbul, 2011.
32 İstila, Can ve Sevinç, Müpteladır Gemiler Benim Denizlerime, Mahrem ve Münzevi, s.424, İstanbul, 2011.
33 Nirengi, Kuş ve Saray, Müpteladır Gemiler Benim Denizlerime, Mahrem ve Münzevi, s.434, İstanbul, 2011.
34 Leyla Düştü Çöllere, Müpteladır Gemiler Benim Denizlerime, Mahrem ve Münzevi, s.441, İstanbul, 2011.
35 Kuşların Aradığı, Sensiz Kalan Bu Şehri Yakmayı Çok İstedim, Mahrem ve Münzevi, s.455, İstanbul, 2011.
36 Başın Ağrıyormuş, üzgünüm, Sensiz Kalan Bu Şehri Yakmayı Çok İstedim, Mahrem ve Münzevi, s.461, İstanbul, 2011.
37 Yağmur, Sensiz Kalan Bu Şehri Yakmayı Çok İstedim, Mahrem ve Münzevi, s.496, İstanbul, 2011.
38 Çağır Bütün Şairlerini Yeryüzünün, Sensiz Kalan Bu Şehri Yakmayı Çok İstedim, Mahrem ve Münzevi, s.523, İstanbul, 2011.
39 K Şiirleri I, Sensiz Kalan Bu Şehri Yakmayı Çok İstedim, Mahrem ve Münzevi, s.520, İstanbul, 2011.
40 Deniz ve Sen, Sensiz Kalan Bu Şehri Yakmayı Çok İstedim, Mahrem ve Münzevi, s.525, İstanbul, 2011
41 Şehrin Gözleri Çiğdem, Birkaç Deli Güvercin, Mahrem ve Münzevi, s.576, İstanbul, 2011.
42 Umuttepe kardelen, Birkaç Deli Güvercin, Mahrem ve Münzevi, s.581 İstanbul, 2011.
43 Kilit, Birkaç Deli Güvercin, Mahrem ve Münzevi, s.582, İstanbul, 2011.
45 (Belki De Bulunur Ayışığında, Ateş Semazenleri, Mahrem ve Münzevi, s.610, İstanbul, 2011.)
46 Korkunun Günlüğüdür, Ateş Semazenleri, Mahrem ve Münzevi, s.649, İstanbul, 2011.
47 Bir Yıldıza Bakarken Söylenen, Ateş Semazenleri, Mahrem ve Münzevi, s.671, İstanbul, 2011.
48 Sine Paramparça Su Bulanık, Ateş Semazenleri, Mahrem ve Münzevi, s.684, İstanbul, 2011.
49 İnfilak, Harflerin Simyası, Mahrem ve Münzevi, s.713, İstanbul, 2011.
50 Ümit, Harflerin Simyası, Mahrem ve Münzevi, s.735, İstanbul, 2011.

Kaynak: ÜLKER Talat, “Nurullah Genç’in Şiirlerinde Göz İmgesi”, (Ed. Hüseyin UZEL), Konuştuğumuz Dile Serenat 5 – “Vahamıza Yağmur Çağıran Şair / Nurullah Genç”, Türmatsan, 2018, s.30-45.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir