Yaşar BAYAR: Şiir Kasrında Bir Akıncı Beyi

Yaşar BAYAR

ŞİİR KASRINDA BİR AKINCI BEYİ

1. Yağmur Bulutları

İnsanın değer mahiyetini belirleyebilmek için önce onun varlık ve oluş başlangıcına uzanmak gerekir. Bu, daima bilinmez bir boyutu, meçhul yanları kalan insanı tanımanın yanı sıra, onun geleceği hakkında isabetli projeler oluşturabilmenin de olmazsa olmaz bir ön şart sayılmalıdır.

İnsanlar hakikati arama ve ifade etme faaliyetinde, kendi mizaç ve kişilik motifiyle şekillenen idrak süzgeçlerini kullanır. Hepimiz dış dünyadan zihnimize gelen verileri, farkına varmadan değişik seviyelerde filtre ediyor, böylelikle eşya ve hadiseleri algılama ve değerlendirmede farklı bakış açılarına sahip oluyoruz.

Işığını kaybetmiş ve her yanıyla toz-duman bir dünyada yaşıyoruz. Asrımız, esneklik, kendi kendine öğrenme, olaylara geniş bir pencereden bakabilme, çarpıcı sorular sorabilme ve problem çözme yeteneği gerektirmektedir. Dolayısıyla günümüzde insanlar, etkileri ile gelecek nesillere karşı borçlarını ifa ederek onlara daha güzel bir dünya bırakmakla sorumludurlar. İnsanı insan yapan bu aşamaya ve dünyayı güzelleştirme eylemine katılmaktan, dolayısıyla insan mertebesine erişmekten onu alıkoymaya kimsenin hakkı yoktur.

Tarih sahnesinde varlığını uzun süre devam ettirmiş milletler, devamlılıklarını kültürleri ve ortaya koydukları eserlerle sağlamıştır. Ecdadımız, medeniyet gergefini işlerken, bu ululuğunun mührü gibi duran bir kültür manzûmesi oluşturmuş ve şaheserler bırakmıştır. Günümüzde bu eserlerin bazıları hüzünle biten bir hikâyenin son cümlesi gibi dururken, bazıları da o ihtişam yıllarının bütün heybetini gelecek asırlara taşımaya devam etmekte, aziz milletimizin yâd-ı cemîli olarak durmaktadır.
İşte bu hakikatleri arama ve ifade etme faaliyetinde orijinal ve kaliteli kişiliğiyle Erzurum’un Horasan İlçesi’nin bir öz çocuğu, özüyle ve zâtî husûsiyetleriyle her zaman kendini hissettiren ve gönüllerde yaşamasını bilen bir şahsiyet olarak şiirleriyle “mutlak hakikati arama” arenasında boy göstermeye başlamıştı.

2. Nurullah Genç Nasıl Okunmalı?

Her türlü tartışmadan önce bu soruyu çok önemsiyorum. Çünkü bir metni okumak, onu “yeniden” üretmede esastır. Metin okumanın, böyle bozan, söken ve yeniden kuran bir yönü vardır.

Bir şey, parçalı bir görüntü vermesine rağmen kimi kez, onun birbirini tamamlayan ahenkli bir realite olduğunu anlayıveririz. Şöyle biraz geriye çekilip belli bir perspektiften baktığımızda, bu her iki konumun da, kendine göre haklılık payları vardır; kezâ, bütün varlık gibi insanda adım adım ilerler, anlamlı yekpâre bir güzergâhın zorunlu unsurudur. Hatta bütünü tam olarak anlama tek başına ele alındığında önemsiz gibi görünen detaylara ait derinlik bilgimiz de saklıdır. Yine onu bir bütün olarak olabildiğince anlamlandığımız zaman ancak, o parçaları hem diğerine hem de bütüne nispetle gerçek konumuna yerleştirebiliriz.

Bu açıdan baktığımızda Nurullah Genç’in çok yönlü sanatçı kişiliğini oluşturan değişik unsurları görürüz. Bunların başında doymak bilmeyen bir tecessüs ve öğrenme merakı ile şairane duyarlılık ve dikkat, muazzam bir hafıza, zengin bir kültür birikimi ve hayat tecrübesi bulunmaktadır.

Duygu ve düşünce medeniyetimizin nüanslarını kovalayan Nurullah Genç şiiri; sizin istediğiniz veya istemediğiniz, iradenizle arayıp bulduğunuz yahut hafızadaki bilgisayarınızdan özel olarak çağırdığınız bilgi değildir. Aklımızın derinliklerinde, tecrübenin kazandırdığı yahut gözlemin doğurduğu veya bizzat yaşadığımız veyahut başkalarına ait olmak üzere işitip duyarlılığımızla o bilgiye ortak olduğumuz noktada vücudumuzun bütünüyle başka bir iklime akıp, orada yoğunlaşıp daha sonra söze dökülmek ihtiyacıyla kıvranmamız sonunda oluşan bir ifade bütünlüğüdür.

Her zaman farklı bir pencereden bakan ve bizleri şaşırtmayı seven Nurullah Genç, hayatın gizli ve açık damarlarından süzdüğü imgeleri saydamlaştırılmış şiirleriyle edebiyatımızda kendine özgü bir yer açmıştır. Nurullah Genç’i pratik hayatın değişik kontekstleri içinde değerlendirirken “işte duygu ve düşünce insanı!” yargısı fırlar vicdanların derinliklerinden.

İnsanın ve insanlığın mutlak kurtuluşu, ebedî esenliği, beşerî sistemlere ümit bağlaması, eşyanın geçici ihtişamına aldanışı, küresel rüyâya kanışı ile değil; ilahî nizama dönüşü/ona teslim oluşuyla mümkündür. Bunun içindir ki Nurullah Genç, tecrid kabiliyeti bakımından, bütün hayatı boyunca poetik ve estetik endişeden, tebliğ endişesine doğru bir seyir çizmiştir.

Nurullah Genç, aşkın poetikası, geleneksel formu; sanatının üstün soyutlama gücü, mistik imaj orijinalitesi ile moderniteyi en temel karakteri bakımından, sanki bin yıl yaşamış kadar anıları olan, bir kaderin içine birçok alınyazısını sığdıran, yüzünüze kavislerin ordusunu sıkıştıran, sanki vücudunu örten derisinde ne kadar gözenek varsa, hepsinde birer deniz saklayan; tepeden tırnağa dehliz kesilmiş bir şairdir.

Nurullah Genç şiiri; tabiata, ruha, varoluşa yöneltilmiş bir sorudur. Kelimeleri dehâ ağacına çevirip şiire eken şair, sonra onları kafasıyla sulayan, hayatıyla kesip budayan anlam bahçevanıdır. Mısralarıyla fiziğe baskın yapıp öteleri tutuklayan, cümlelerin karşısında bir orkestra şefi, bir söz virtüözüdür.

Nurullah Genç, millî-mânevî mefahirimizin/irşât eden kıymetlerimizin ilhamı/irfanıyla harekete geçen, onurlu geçmişimizin kutsal ateşini yakan, inanç ve kültür köklerine yönelen “kimlik arayışına” hız kazandıran, haysiyetli münevver bir şairdir. Ülkemizin genç şair ve yazar adayları, varlığı onun aydınlık şiir iklîminde tanıyıp sevdi. Eşyanın perde arkası hikmetlerine onun rehberliğinde adım adım yaklaşarak, sırların büyülü dünyâsıyla tanıştı. O’nun kanatları altında ve onun esrara açık mısra ve satırları arasında tabiat kitabının lâtif manzaralarına, bu manzaraların perde arkası öbür yanlarına ve öbür tarafın erişilmez hazlarına uyandı.

Her halükârda, bu ülkenin “millî ve yerli” genç şair ve yazar adaylarına düşen, Anadolu’nun bu öz evladından devralacakları “solmaz-pörsümez şiir” idrakini daha ötelere/daha yükseklere taşımak ve köreltilen/ipnotize edilen cemiyet ruhunu sarsıp, uyandırmaktır.

3. Kelâmı Düğümlerken

İnsanın, duygularını ifâde kalıplarına sığdırabilmesi ne zor şeydir. İnsan, niçin söylemek ve yazmak ister? Niçin hiçbir sözü beğenmeyecek duygu tonlarını, sukûtu ve tefekkürü bâldaş bilen inanç cennetini, illa ki ifâde etmek ister.

Bir ressam için rüzgârı boyamak nasıl zorsa, Nurullah Genç’i, bu kısa ân ve yazıda anlatmak da öylesine güç oldu benim için. Şiiri, bütün nasıl ve niçinlerin avcılığıyla görevlendiren, hakikati anlama-kavrama âleti olarak gören sıra dışı bir şairi, hem de kelimelerle fotoğraflamak kolay mı?

“Yağmur” un sesi bu… Bu sesi duymazlıktan gelemeyiz. Bu ses çınladıkça kulaklarımızda aynı toprakların çocukları olduğumuzu hatırlayacağız. Bu ses çınladıkça kulaklarımızda bu topraklarda duyulan her hıçkırığın kendi hıçkırığımız olduğunu anlayacağız. Bu ses çınladıkça kulaklarımızda yaralarımızı saracağız. Bu ses çınladıkça kulaklarımızda ayaklarımızın altındaki zemin, gücünü ve bereketini katacak hayatımıza. Başaklar ırmaklar gibi dalgalanarak akacak ekmeğimize.

Hâsılı; edebiyatı ve şiiri, şiir dışı unsurların malzemesi olarak değil manevi iklime açılan bir kapı, hakikate giden bir patika ya da kalbin yerini işaret eden bir uyarıcı olarak gören ve gösteren şairdir Nurullah Genç…

Aynı cümlede bir araya geldiğinde dünyanın eksenini yitirmeye başladığı günümüzde ayakta durabilmenin ve anlamsızlaşmamanın anahtarları oluveren selâm ve dua ile…

Kaynak: BAYAR Yaşar, “Şiir Kasrında Bir Akıncı Beyi”, (Ed. Hüseyin UZEL), Konuştuğumuz Dile Serenat 5 – “Vahamıza Yağmur Çağıran Şair / Nurullah Genç”, Türmatsan, 2018, s.24-27.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir